TOPLUMUN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ: AİLENİN KAYBI
Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN
Bir zamanlar “Aile kurumu tehlike altında” deniliyordu… Bugün ise mesele, yalnızca bir tehlike olmaktan çıkmış durumdadır.
Çünkü aile kurumu artık sadece zayıflamamakta; sistemli biçimde aşındırılmakta, değersizleştirilmekte ve toplumsal hayatın merkezinden uzaklaştırılmaktadır.
Aile, yalnızca aynı evde yaşayan bireylerin oluşturduğu bir yapı değildir. Aile; sevginin, sadakatin, saygının, merhametin ve sorumluluğun öğrenildiği ilk hayat okuludur. İnsan karakteri önce ailede şekillenir. Bu nedenle toplumların gerçek gücü ekonomik göstergelerinde değil, aile yapılarının sağlamlığında saklıdır.
MODERN DÜNYANIN TUZAĞI: DEĞERLERİN AŞINMASI
Modern yaşam anlayışı içinde aileyi ayakta tutan değerler giderek yıpratılmaktadır. Sadakat küçümsenmekte, mahremiyet teşhir kültürüne teslim edilmekte, fedakârlık ise gereksiz bir yük gibi gösterilmektedir. İnsanlar sorumluluktan uzaklaştırılarak bireysel ve yalnız bir hayat anlayışına yönlendirilmektedir.
Bu dönüşümde medyanın, özellikle de gündüz kuşağı programlarının etkisi son derece dikkat çekicidir. Aile içi meseleler reyting uğruna ekranlara taşınmakta; ihanet, çatışma ve yozlaşma sıradan olaylar gibi sunulmaktadır. Böylece toplumun değer algısı zamanla aşınmakta, normal ile anormal arasındaki sınırlar belirsizleşmektedir.
“Bir toplum aileyi kaybetmeye başladığında önce huzurunu, sonra güvenini, en sonunda ise geleceğini kaybeder.”
Bugün asıl konuşulması gereken mesele; reyting yarışı ya da sınırsız özgürlük anlayışı değil, insanı ve toplumu ayakta tutan temel değerlerin nasıl korunacağıdır.
Çünkü aile sadece bir sosyal kurum değildir.
AİLE, BİR TOPLUMUN VİCDANIDIR.

YORUMLAR