Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Av.Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN
Av.Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN

Fonlar Tasfiye Edilirken Güven Korunmalı

Prof. Dr. Seyithan Deliduman tarafından kaleme alınan yeni yazıda, sermaye piyasalarında tasfiye süreçleri ele alınırken yatırımcı güveninin korunmasının önemine dikkat çekildi. Deliduman, sermaye piyasalarında güvenin yalnızca yatırımların kazanç sağladığı dönemlerde değil, işlerin yolunda gitmediği süreçlerde de korunması gerektiğini vurguladı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Karar Organının 17 Eylül 2026 tarihli kararı kapsamında, daha önce tasfiye edilmesine karar verilen bazı yatırım fonlarının tasfiye süreçlerinde uygulanacak esaslar belirlendi. Karara göre, Tera Portföy Yönetimi AŞ’nin kurucusu olduğu fonların tasfiye sürecinde T. İş Bankası AŞ görevlendirildi. A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef, Pardus ve Pusula Portföy Yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu fonlarda ise Türkiye Ziraat Bankası AŞ görevlendirildi. Bu düzenlemeyle tasfiye işlemlerinin kim tarafından ve hangi yöntemlerle yürütüleceği netleştirildi. Görevlendirilen bankalar, fon portföylerinde bulunan varlıkların nakde çevrilmesi, elde edilen tutarların korunması ve yatırımcılara aktarılması için gerekli işlemleri gerçekleştirecek. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Bankaların görevlendirilmesi, fonlarda oluşan zararların bu bankalar tarafından karşılanacağı veya yatırımcıların yatırdığı tutarın aynen garanti edildiği anlamına gelmiyor. Bankaların temel görevi, tasfiye sürecini belirlenen kurallar çerçevesinde yürütmek. Yazıda ayrıca söz konusu tasfiyenin iflas tasfiyesiyle karıştırılmaması gerektiği belirtildi. Burada bir şirketin borçlarının iflas hükümlerine göre tasfiye edilmesinden ziyade, fon varlıklarının nakde çevrilerek oluşan tutarın yatırımcılara sahip oldukları katılma payları oranında ödenmesi söz konusu. Fon portföylerindeki finansal varlıkların, yatırımcıların menfaati, piyasa şartları ve likidite durumu dikkate alınarak nakde çevrileceği ifade edildi. Varlığın niteliğine göre doğrudan satış talimatı verilebilecek veya işlemler bir yatırım kuruluşu aracılığıyla gerçekleştirilebilecek. Tasfiyenin en hassas aşamasının da bu nokta olduğuna dikkat çekildi. Bir varlığın nakde çevrilmesinin yalnızca satış işlemi olmadığı, satışın hangi zamanda, hangi fiyat üzerinden ve hangi piyasa şartlarında gerçekleştirildiğinin yatırımcıya dönecek tutarı doğrudan etkilediği belirtildi. Varlıkların aceleyle elden çıkarılmasının değer kaybına, sürecin gereksiz şekilde uzatılmasının ise yatırımcının parasına erişememesine yol açabileceği ifade edilirken, tasfiye sürecinde sürat kadar özen ve özen kadar şeffaflığın gerekli olduğu vurgulandı. Kararda, satışlardan elde edilen nakitler ile vadesi gelen para piyasası araçlarından sağlanan gelirlerin, belirlenen ödeme planı doğrultusunda yatırımcıların bireysel saklama hesaplarına aktarılması öngörülüyor. Fonların toplam katılma payları ile yatırımcıların hesaplarında görünen payların, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ve görevlendirilen bankalar arasında mutabakat yoluyla kontrol edilecek olması da yatırımcılar açısından önemli bir güvence olarak değerlendiriliyor. Fon payları üzerindeki rehin, haciz, tedbir ve diğer kısıtlamalar ile henüz gerçekleşmemiş emirlerin de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. Tasfiye işleminin mevcut hukuki kısıtlamaları kendiliğinden ortadan kaldırmayacağı belirtilirken, yatırımcının sahip olduğu payların yanı sıra bu paylar üzerinde üçüncü kişiler lehine herhangi bir hak veya hukuki engel bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gerektiği ifade edildi. Tasfiye kapsamındaki fonlarda yeni alım ve iade talimatları 17 Eylül 2026 itibarıyla durduruldu. Daha önce verilmiş ve takası devam eden talimatların ise tamamlanması öngörüldü. Böylece yeni pay hareketlerinin önüne geçilirken başlamış işlemlerin korunması amaçlandı. Tasfiyenin kural olarak üç aylık süre sonunda tamamlanmasının öngörülmesi de yatırımcıların belirsizlik içerisinde bırakılmaması açısından önem taşıyor. Bununla birlikte SPK’nın gerekli görmesi halinde bu süreyi uzatabilecek olması, özellikle likiditesi düşük veya değerlemesi güç varlıkların bulunduğu fonlar açısından ek süre imkânı sağlıyor. Yazıda, süre uzatımının istisna olarak kalması gerektiği belirtilerek, uzatma kararının gerekçesi, tasfiyenin hangi aşamada bulunduğu ve ödemelerin ne zaman yapılmasının beklendiğinin yatırımcılara açık şekilde bildirilmesi gerektiği vurgulandı. Alınan tedbirlerin, başta bilgiye erişme ve finansal riskleri değerlendirme imkânı daha sınırlı olan yatırımcılar olmak üzere tüm yatırımcıların hak ve menfaatlerini korumaya yönelik olduğu ifade edildi. Yazıda, tasfiye sürecinin belirli kurallara bağlanması ve yatırımcılara yapılacak ödemelerin bir takvim içerisinde yürütülmesinin belirsizliği azaltacağı belirtildi. Öte yandan, hukuk düzeninin yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra yatırımcıyı korumakla sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekildi. Etkin gözetim, zamanında denetim, şeffaflık, erken uyarı ve koruyucu kuralların sermaye piyasalarında risklerin önceden görülmesi ve sınırlandırılması açısından önem taşıdığı ifade edildi. Deliduman’a göre sağlıklı bir sermaye piyasası düzeni, yalnızca gerçekleşen zararların sonuçlarını gidermekle değil, zararı doğurabilecek riskleri önceden görüp sınırlandırmakla kurulabilir. Sermaye piyasasında yatırımcının yalnızca parasını değil, sisteme duyduğu güveni de ortaya koyduğu belirtilen yazıda, tasfiye sürecinin teknik bir hesap kapatma işleminden ibaret görülmemesi gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda, hangi varlığın ne zaman ve hangi bedelle satıldığı, ne kadar nakit elde edildiği, yapılan masraflar ile yatırımcılara hangi tarihte ve ne kadar ödeme yapılacağının düzenli şekilde açıklanmasının önem taşıdığı belirtildi. Yazıda, bilginin gecikmesinin veya belirsiz bırakılmasının yatırımcının sermaye piyasası sistemine duyduğu güveni zedeleyebileceği değerlendirmesine yer verildi. SPK’nın tasfiye yöntemlerini belirlemesi ve kurumsal portföy saklayıcılarını sürece dâhil etmesi önemli bir adım olarak nitelendirilirken, bundan sonraki süreçte asıl ölçütün alınan kararların ve kâğıt üzerindeki güvencelerin uygulamada ne ölçüde karşılık bulacağı olduğu belirtildi. Yazının sonunda ise sermaye piyasalarında güvenin önemine dikkat çekilerek şu değerlendirmeye yer verildi: “Fonlar tasfiye edilebilir; fakat sermaye piyasasının asıl sermayesi olan güven tasfiye edilmemelidir.”

TuranınSesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

TuranınSesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin