Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Av.Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN
Av.Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN

Ev Sahipliğinden Daha Büyük Bir Sorumluluk: COP31 Türkiye İçin Ne Anlatıyor?

Köşe Yazısı

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bazen Resmî Gazete’de yayımlanan bir karar, yalnızca hukukî bir işlemin tamamlandığını göstermez. Aynı zamanda bir ülkenin önüne çıkan fırsatı ve üstlendiği sorumluluğu da ortaya koyar.

8 Eylül 2026 tarihli ve 33364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11779 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı da bu açıdan dikkat çekici bir gelişmedir.

Kararla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası arasında 9 Haziran 2026 tarihinde Bonn’da imzalanan anlaşma onaylandı.

Böylece Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın, yani COP31’in hukukî çerçevesi tamamlanmış oldu.

Aynı Resmî Gazete’de yayımlanan 11780 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile konferans kapsamında kullanılacak verilere ilişkin mutabakat zaptı da onaylandı. Daha önce ev sahibi ülke anlaşmasının onaylanmasını uygun bulan 7591 sayılı Kanun da 9 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştı.

COP31 TÜRKİYE İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?

COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Konferans kapsamında Kyoto Protokolü, Paris Anlaşması ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile ilgili başka toplantılar da düzenlenecek.

Dünyanın dört bir yanından devlet temsilcileri, müzakereciler, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları Türkiye’de bir araya gelecek.

Bu durum kuşkusuz Türkiye açısından önemli bir diplomatik başarıdır. Dünyanın iklim meselesini konuşmak üzere Türkiye’de buluşması, ülkemizin uluslararası görünürlüğü ve iklim diplomasisindeki konumu bakımından önemli bir fırsat sunmaktadır.

Ancak ev sahipliği yalnızca misafirleri iyi karşılamak, toplantı salonlarını hazırlamak ve kusursuz bir organizasyon gerçekleştirmekten ibaret değildir.

Asıl mesele, o masada konuşulanların ne kadarını kendi hayatımıza taşıyabildiğimizdir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK UZAK BİR TEHDİT DEĞİL

İklim değişikliği artık yalnızca bilim insanlarının raporlarında veya uluslararası toplantıların uzun bildirilerinde karşımıza çıkan bir mesele değildir.

İklim değişikliği bazen kuruyan bir göldür.

Bazen günlerce söndürülemeyen bir orman yangınıdır.

Bazen toprağına ne ekeceğini kestiremeyen bir çiftçinin yaşadığı belirsizliktir.

Bazen yağmur yağdığında sele dönüşen bir şehir, bazen de musluğundan akacak suyu düşünmeye başlayan bir hanedir.

Bu nedenle COP31’e ev sahipliği yapmak, geleceğimize ilişkin daha büyük bir sorumluluğu üstlenmek anlamına gelmektedir.

KALKINMA VE ÇEVRE ARASINDA DENGE

Türkiye bir taraftan sanayisini büyütmek, enerji ihtiyacını karşılamak, üretimini ve istihdamını artırmak zorundadır. Diğer taraftan bunu toprağını, suyunu, havasını ve ormanlarını koruyarak yapmak durumundadır.

İklim mücadelesi kalkınmanın durdurulması anlamına gelemez. Ancak kalkınma adına tabiatın sınırsızca tüketilmesi de sürdürülebilir değildir.

Üstelik bugünün gelişmiş ülkelerinin ekonomik güçlerine ulaşırken çevreye ödettiği bedeller de unutulmamalıdır. İklim mücadelesinin yükü, ülkeler arasında hakkaniyetli biçimde paylaşılmalıdır.

Türkiye’nin önündeki asıl mesele, kalkınma ile çevrenin korunması arasında kendi şartlarına uygun ve gerçekçi bir denge kurabilmektir.

COP31 BİR FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR

COP31 bu bakımdan Türkiye için önemli bir fırsattır.

Türkiye; yenilenebilir enerji, iklime dayanıklı tarım ve su yönetimi gibi alanlarda hedeflerini ortaya koyabilir. Aynı zamanda temiz enerji ve çevre teknolojilerinde yeni yatırımların önünü açabilir.

Ancak mesele yalnızca devletlerin alacağı kararlardan ibaret değildir.

Yerel yönetimlerin şehirleri nasıl planladığı, sanayicinin hangi teknolojiye yatırım yaptığı, çiftçinin suyu nasıl kullandığı ve vatandaşın günlük hayatında nasıl bir tüketim alışkanlığı benimsediği de bu mücadelenin önemli parçalarıdır.

İklim değişikliğinden söz ederken verimli tarım arazilerini yapılaşmaya açıyor, şehirlerimizi betonla dolduruyor, su kaynaklarımızı gereğince yönetemiyor ve israfı hayatımızın olağan bir parçası sayıyorsak, dünyanın en büyük iklim toplantılarından birine ev sahipliği yapmamız tek başına yeterli olmayacaktır.

GERİYE NE KALACAK?

Çünkü büyük organizasyonların gerçek değeri, sona erdikten sonra bıraktıklarıyla ölçülür.

Konferans tamamlandığında salonlar boşalacak, heyetler ülkelerine dönecek ve gündem başka konulara yönelecektir.

Peki Türkiye’nin elinde ne kalacak?

Daha güçlü bir iklim politikası mı?

Suyu daha doğru yöneten şehirler ve toprağını daha iyi koruyan bir tarım anlayışı mı?

Temiz enerji ve çevre teknolojilerinde yeni yatırımlar mı?

Yoksa yalnızca başarıyla tamamlanmış büyük bir organizasyonun hatırası mı?

Asıl hedef, konferans sona erdiğinde bu sorulara güçlü cevaplar verebilmek olmalıdır.

ASIL BAŞARI KONFERANS SONRASINDA

COP31, ülkemizin yalnızca iklim diplomasisindeki ağırlığını artıran bir toplantı değil; kendi eksiklerini görmesi, hedeflerini yenilemesi ve iklim meselesini toplumun ortak gündemine taşıması için de önemli bir dönüm noktası olabilir.

Dünyayı Türkiye’de toplamak büyük bir başarıdır.

Fakat daha büyük başarı, dünya dağıldıktan sonra Türkiye’nin elinde daha temiz şehirler, daha güçlü bir tarım, daha güvenli su kaynakları ve gelecek nesillere bırakılabilecek daha yaşanabilir bir ülke kalmasıdır.

Çünkü mesele yalnızca bir konferansa ev sahipliği yapmak değildir.

Mesele, geleceğe sahip çıkmaktır.

Yazar: Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Kaynak: TURANINSESİ Haber Merkezi


TuranınSesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

TuranınSesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin