Adaletin yalnızca doğru tecelli etmesi değil, aynı zamanda zamanında tecelli etmesi de hukuk devletinin temel gereklerinden biridir. Bu nedenle yargılamanın makul sürede tamamlanması, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hazırlıkları süren 12. Yargı Paketi ile iki duruşma arasındaki sürenin kural olarak en fazla üç ay olması planlanmaktadır. İlk bakışta bu düzenleme olumlu görünmektedir. Çünkü uygulamada bazı mahkemelerde duruşmalar arasına altı ayı, hatta bir yılı bulan süreler konulabilmektedir.
Üç ay gerçekten kısa mı?
Bir duruşmanın ardından tarafların doksan gün boyunca yeni celseyi beklemek zorunda kalması, günümüzün teknolojik imkânları düşünüldüğünde hâlâ uzun bir süre olarak değerlendirilebilir. UYAP sistemi, elektronik tebligat ve dijital dosya yönetimi sayesinde birçok işlem elektronik ortamda yürütülebilmektedir. Buna rağmen üç aylık bekleme süresinin normal kabul edilmesi, yargılamanın hızlandırılması hedefiyle tam anlamıyla örtüşmemektedir.
Sorunun kaynağı yapısal eksiklikler
Gerçekte sorun yalnızca duruşma aralıklarının uzunluğu değildir. Mahkemelerin iş yükü, hâkim sayısındaki yetersizlik, yardımcı personel eksikliği ve artan dava sayıları bu tablonun temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle yalnızca süre sınırı getirmek tek başına yeterli olmayabilir.
Özellikle aile hukuku, iş hukuku ve tüketici uyuşmazlıkları gibi vatandaşın günlük yaşamını doğrudan etkileyen davalarda daha kısa duruşma aralıkları hedeflenmelidir. Bir ila iki aylık süreler hem daha gerçekçi hem de adalet hizmetinin etkinliği açısından daha uygun görünmektedir.
İstisna kural hâline gelmemeli
Bilirkişi incelemeleri, keşif işlemleri veya başka kurumlardan gelecek bilgi ve belgelerin beklenmesi gibi nedenlerle ertelemeler kaçınılmaz olabilir. Ancak bu istisnaların açık, somut ve denetlenebilir gerekçelere dayanması gerekir. Aksi hâlde istisna, zaman içinde kurala dönüşebilir.
Ölçüsüz hız adalet olmadığı gibi, gereksiz gecikmelerle ağırlaşmış bir yargı süreci de adalete hizmet etmez. Hukukun aradığı şey hız ile isabet arasında kurulacak makul dengedir.
İki duruşma arasındaki sürenin üç ay ile sınırlandırılması doğru yönde atılmış bir adımdır. Ancak nihai hedef bu olmamalıdır. Vatandaşın makul süre içinde yargı kararına ulaşabildiği, gereksiz beklemelerin ortadan kalktığı ve adaletin zamanında tecelli ettiği bir yargı sistemi asıl amaç olmalıdır.
Çünkü vatandaşın mahkemeden beklediği yalnızca doğru karar değil, aynı zamanda zamanında verilen doğru karardır.
Av.Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN

YORUMLAR