Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Av.Prof.Dr.Seyithan Deliduman
Av.Prof.Dr.Seyithan Deliduman

SEÇİM GÜVENLİĞİ SADECE SANDIKTA DEĞİL, HUKUKİ GÜVENCEDE DE BAŞLAR

Köşe Yazısı

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Demokratik hukuk devleti, seçim güvenliği ve siyasi partilerin anayasal statüsü üzerine önemli değerlendirmeler…

CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan davası, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine dair bir uyuşmazlık olarak görülmemelidir. Bu dava, siyasi partilerin anayasal statüsü, seçim güvenliği ve demokratik sistemin temel güvenceleri bakımından daha geniş bir tartışmayı gündeme getirmektedir.

Dosya içeriğine hâkim olmadığımız için CHP avukatlarının, Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı yönünde somut norm denetimi talebinde bulunup bulunmadıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak iki ihtimal vardır.

Birinci İhtimal:
Böyle bir itirazın hiç ileri sürülmemiş olmasıdır. Eğer öyleyse bu önemli bir hukuki eksiklik olarak değerlendirilebilir.
İkinci İhtimal:
Anayasa’ya aykırılık itirazının yapılmış ancak mahkeme tarafından ciddi görülmeyerek reddedilmiş olmasıdır.

Kamuoyuna yansıyan bilgiler dikkate alındığında ilk ihtimalin daha güçlü olduğu söylenebilir. Böyle bir başvurunun yapılmış olması halinde, konunun hukuki ve siyasi önemi nedeniyle kamuoyunda daha geniş biçimde tartışılması beklenirdi.

“Anayasa’nın demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımladığı siyasi partiler, dernekler için öngörülmüş hukuki mantık içerisinde değerlendirilebilir mi?”

Kanaatimizce bu soruya olumlu cevap vermek güçtür. Anayasa’nın 68 ve 69. maddeleri siyasi partilere özel bir statü tanımaktadır. Siyasi partiler, millet iradesinin oluşumunda rol oynayan ve devlet yönetimine talip olan anayasal kuruluşlardır.

Sorun yalnızca uygulamada değil, normun kendisinde ortaya çıkmaktadır. Eğer dernekler hukukuna yapılan atıf nedeniyle siyasi parti kongreleri ve seçimleri yıllar sonra dahi dava konusu yapılabiliyor ve demokratik süreçler uzun süre belirsizlik altında kalabiliyorsa, tartışılması gereken yalnızca mahkemelerin uygulaması değil, buna imkân veren yasal düzenlemedir.

Hukuki Güvenlik İlkesi
Hukuk devleti, hukuka uygunluk kadar hukuki güvenliği de gerektirir. Hukuki güvenlik, bireylerin ve kurumların belirli bir süre sonunda hukuki durumlarının kesinleşeceğine duydukları güvendir.

Demokratik sistemlerde seçimlerin ve kongrelerin makul süre içinde kesinleşmesi gerekir. Aksi halde seçimlerin meşruiyeti, siyasi partilerin istikrarı ve demokratik temsil mekanizmasının güvenilirliği zarar görür.

Bu nedenle tartışılması gereken asıl konu belirli bir kurultayın sonucu değil, Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin ortaya çıkardığı yapısal sorunlardır.

Ayrıca bu tür teknik hukuki ayrıntılar bilinmeden yalnızca dava sonuçları üzerinden değerlendirme yapmak eksik ve yanıltıcı yorumlara neden olabilir.

Sonuç:
Kanun koyucunun söz konusu hükmü yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Siyasi partilerin anayasal konumuna uygun özel bir denetim rejimi oluşturulmalı; kongre ve parti içi seçimlere ilişkin dava süreleri açık ve kesin biçimde belirlenmelidir.

Türkiye’de seçim güvenliği yalnızca sandığın korunmasıyla sağlanamaz. Seçim sonuçlarının, parti kongrelerinin ve demokratik temsil mekanizmalarının makul süre içinde kesinleşmesi de seçim güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu nedenle Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin yeniden ele alınması, artık yalnızca teknik bir kanun değişikliği meselesi değil, demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından da önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.


Av.Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN 
Köşe Yazarı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir