Bursa (Turanınsesi Haber Merkezi)
Eskiden bu ülke çok mu gelişmişti, yoksa hafızamız bizi yanıltıyor mu? Sosyal medyada ve kulislerde paylaşım rekorları kıran, geçmişin vesayet, kuyruk ve istikrarsızlık dolu yıllarını sert bir ironiyle ele alan o yazı, okuyanları hem düşündürüyor hem de adeta ibretlik bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
İşte “Ne güzel günlerdi” dedirten ama aslında bugünün gençlerinin hayal bile edemeyeceği o dönemin perde arkası:
SİYASİ İSTİKRARSIZLIK VE KAPATILAN PARTİLER
O dönemlerde adalet güya çok iyi çalışırdı! Altı ayda bir hükümet değişir, iki yılda bir seçime gidilirdi. On yılda bir yapılan askeri darbeler ise cabasıydı. Halkın iradesiyle çoğunluğu sağlayan liderlere hükümet kurma görevi verilmez, çok itiraz edilirse partileri bir gecede kapatılırdı. Yüksek yargı üyeleri ise emekli olur olmaz soluğu malum partilerde ya da İş Bankası mütevelli heyetinde alırdı.
“ÖZGÜR” ÜNİVERSİTELER VE BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ
Üniversitelerin çok “bağımsız ve özgür” olduğu iddia edilen o günlerde, rektörler siyasi birer aktör gibi davranırdı. İnancından dolayı başını örten genç kızlar üniversite kapılarından içeri alınmaz, ikna odalarına zorlanır ve okuldan atılırdı.
”HALKTA PARA ÇOKTU, ONUN İÇİN YAĞ BULUNMUYORDU!”
BİR GECEDE %4000 FAİZ VE YAĞ KUYRUKLARI
Ekonomimiz o kadar güzeldi ki (!), zenginlikten ne yapacağımızı şaşırırdık! Tüp, yağ, pirinç ve çay alabilmek için günlerce kuyrukta beklenirdi. Bir gecede yüzde 4000’leri botan faizler, bir anda devalüe edilen kur piyasaları darmadağın ederdi.
ÇUKURLU YOLLAR, REHİN KALAN CENAZELER
Yollar topraktı, köstebek yuvası gibiydi. Dağların etrafından dolanırken bol oksijen alınır, şoförlük test edilirdi. Hastaneler ise bambaşka bir dramdı. İlaç bulabilmek için sabahın köründe kuyruğa girilir, hasta ölünce cenaze hastanede rehin kalırdı. Parası olmayan, ölüsünü bile eve getiremezdi.
EĞİTİM LÜKSTÜ, MEDYA PATRONLARI BAŞBAKAN BELİRLERDİ
Öğrenciler için ne yurt vardı ne de burs. Gücü yetmeyenin çocuğu okuyamaz, lise okumak bile lüks sayılırdı. Kitap alınamaz, bir üst sınıfa geçenlerin eski kitapları devralınırdı. Kerpiçten okullarda andımız okunur, heykeller dikilir ama öğretmenler geçinebilmek için hafta sonu limon satardı. Konya’dan İstanbul’a trenle üç günde gidilir, her 50 kilometrede bir trafik polisine rüşvet vermeden yol yürünmezdi. Ve en acısı… Ülkenin başbakanını, sandık değil, pijamasıyla başbakan karşılayan medya patronları belirlerdi!
Mahmut PAÇAL ve Cemal PEKER|
TuranınSesi Haber Merkezi olarak soruyoruz: Hafızasını tazelemek isteyenler için bu ibretlik tablo, geçmişten bugüne nereden nereye geldiğimizin en net kanıtı değil mi?
