Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Av.Prof.Dr.Seyithan Deliduman
Av.Prof.Dr.Seyithan Deliduman

FAİZ YÜKÜ FİRMALARI NEFESSİZ BIRAKIYOR

Türkiye ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri hiç şüphesiz yüksek reel faiz politikalarıdır. Enflasyonla mücadele amacıyla uygulanan sıkı para politikaları belli ölçüde makro ekonomik dengeleri sağlamaya yönelik bir araç olarak görülebilir. Ancak reel faizlerin aşırı yükselmesi, özellikle üretim yapan firmalar açısından ciddi bir baskıya dönüşmektedir. Çünkü ticaretin, sanayinin ve yatırımın temelinde uygun maliyetli finansmana erişim bulunmaktadır.

Bugün birçok firma kâr etmek için değil, ayakta kalabilmek için mücadele etmektedir. Özellikle kredi maliyetlerinin olağanüstü yükseldiği dönemlerde şirketler üretime, yatırıma ve istihdama ayırmaları gereken kaynakları finansman giderlerine harcamak zorunda kalmaktadır. Bir işletme yüzde 50-60’lara ulaşan ticari kredi faizleriyle borçlanıyorsa, elde ettiği kârın önemli bir kısmı bankalara faiz ödemesi olarak gitmektedir. Böyle bir ortamda üretimin sürdürülebilir olması oldukça güçleşmektedir.

Reel faizlerin yüksekliği sadece mevcut firmaların kârını azaltmakla kalmamakta, aynı zamanda yeni yatırımların da önünü kesmektedir. Çünkü yatırımcı önünü görmek ister. Bir fabrikanın kurulması, üretim kapasitesinin artırılması ya da yeni bir ticari girişimin hayata geçirilmesi uzun vadeli planlama gerektirir. Finansman maliyetlerinin aşırı yükseldiği bir ekonomide ise yatırımcı risk almak istemez. Bu durum ekonomik büyümenin yavaşlamasına ve işsizliğin artmasına da neden olabilir.

Öte yandan yüksek reel faiz politikası, üretim yerine finansal kazancı daha cazip hale getirmektedir. İnsanlar ve şirketler yatırım yapmak yerine parasını faiz gelirinde değerlendirmeyi tercih etmeye başlayabilmektedir. Bu ise üretim ekonomisinden uzaklaşılması anlamına gelir. Oysa güçlü devletler ancak güçlü üretim ekonomileriyle ayakta kalabilirler.

Küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından durum daha da ağırdır. Büyük sermaye grupları belirli ölçüde finansal dayanıklılığa sahip olsa da KOBİ’ler yüksek faiz ortamından çok daha hızlı etkilenmektedir. Nakit akışı bozulan işletmeler çeklerini çevirmekte zorlanmakta, personel giderlerini karşılamakta sıkıntı yaşamakta ve zamanla küçülmeye gitmektedir. Bu tablo yalnızca firmaları değil, doğrudan çalışanları ve toplumun tamamını da etkilemektedir.

Elbette enflasyonla mücadele önemlidir. Ancak ekonomik politikalar belirlenirken üretim hayatının gerçekleri de dikkate alınmalıdır. Sadece para piyasalarını rahatlatan değil, aynı zamanda üreticiyi koruyan dengeli bir ekonomik modele ihtiyaç vardır. Reel sektörün nefes alamadığı bir ortamda kalıcı ekonomik istikrarın sağlanması oldukça zordur.

Türkiye’nin uzun vadede güçlü bir ekonomik yapıya kavuşabilmesi için yatırım yapanı, üreteni, istihdam sağlayanı destekleyen bir finansal iklime ihtiyaç bulunmaktadır. Faiz yükünün firmaların omuzlarından bir ölçüde alınması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve yatırım ortamının güçlendirilmesi hem ekonomik büyüme hem de toplumsal refah açısından büyük önem taşımaktadır.

YAZAR: Prof.Dr.Seyithan DELİDUMAN

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir