Savunma stratejileri ve enerji koridorları üzerine yapılan son analizler, Türkiye’nin bölgesel ittifaklardan ziyade kendi gücüyle ayakta kalacağı bir sürece girdiğini gösteriyor. Akdeniz’den Asya’ya uzanan ticaret yollarında asıl kavga Türkiye ve İsrail arasında mı yaşanıyor?
Siyaset ve strateji dünyasında taşları yerinden oynatacak analizlere bir yenisi daha eklendi. Yakın ve orta vadeli öngörülere göre, ne bir “Arap Ordusu” ne de kağıt üzerinde kalan diğer ittifakların sahadaki gerçekliği yansıtmadığı vurgulanıyor. Türkiye’nin Suriye, Katar ve hatta Azerbaycan gibi müttefiklerinden bile stratejik anlamda tam bir askeri destek beklememesi gerektiği belirtilen analizde, Türk Devletleri Teşkilatı’nın mevcut cürmünün sınırlı kalacağı ifade ediliyor.
Asıl Mesele Filistin veya Suriye Değil
Bölgedeki yıkımın ana merkezinde sanılanın aksine sadece bölgesel çatışmalar yok. Meselenin özü; Akdeniz hakimiyeti ve yeni nesil Asya-Afrika-Avrupa enerji ve ticaret yolları üzerindeki kontrol kavgası. Bu noktada Türkiye, NATO veya BRICS gibi yapıların kalıcı bir koruyuculuğu olmadığını görerek, “yalnız ama güçlü” bir strateji izlemek zorunda kalıyor.
Stratejik Manevralar ve Savunma Sanayisi
Türk devletinin jeopolitik konumu, savunma sanayisindeki atılımları ve denge diplomasisiyle bu yeni düzende yerini alacağı öngörülüyor. Süreç içerisinde yaşanacak stratejik “gel-gitler” ise tamamen büyük hedefe giden yoldaki manevralar olarak değerlendiriliyor.
Özel Haber: Mahmut PAÇAL
TuranınSesi Haber Merkezi
